Karadağ’da Kadın Olmak ve Karadağ’da Yaşam!

Ülkeye geldiğim ilk günlerdi ve Karadağ’da yaşam nasıl, neler yapılır, neler yapılmaz anlamaya çalışıyordum.

Aylardan Kasımdı ve Budva sokakları boştu.

Gece on iki, bir civarlarıydı sanırım.

Eve dönüyordum.

Kaldığım evin sokağına girdiğimde birinin bir iki metre arkamdan yürüdüğünü fark ettim.

Korktum.

Hızlıca döndüm ve arkamdan gelen adamla burun buruna gelince istemsiz bir şekilde korkuyla sıçradım.

Benim sıçramamla otuzlu yaşlarındaki adam da fena halde korktu ve sıçradı.

Şaşkındı.

Ne yapacağını bilemedi.

O an onun halinden nasıl utandığımı anlatamam.

Kendisinden peş peşe özür diledim ve eve girene kadar “artık Karadağ’dasın kızım” diye kendime telkinde bulunup durdum.

Ordu’da Ceren Özdemir’in öldürüldüğü günden beri hep o geceyi düşünüyorum.

“Sokaklarda korkusuzca yürüyebilmenin ve güvende olma duygusunun” bir ülkede yaşamak için en önemli, en temel neden olması gerektiği fikrindeyim.

Ceren Özdemir bir kaç haftaya kalmaz sadece bir sayıya dönüşecek.

Unutulacak.

Belki 8 Mart Dünya Kadınlar gününde, belki ölüm yıl dönümünde hatırlanacak.

Sosyal medyada bir post olarak paylaşılacak, arkasından yarım saat geçmeden mutlu hayatların, dolu sofraların postları sıralanacak.

Ama annesi, ablası, babası, Ceren’in son nefesini verdiği günden, saatten, dakikadan, saniyeden her geçen saniye uzaklaştıkları için acı çekecekler.

Kabul edelim artık; bu yaşananlar, kadın cinayetleri, Türkiye’nin bile isteye seçtiği politik bir tavır.

Kim ne derse desin, bu bir seçim.

Her toplumda ruh hastaları, psikopatlar, sapıklar, ayrılmayı bilmeyenler vardır.

Ama cezalar, yaptırımlar, yapanı bir daha yapamayacak hale getirir.

Başkalarına da göz dağı verir, korkutur.

2016 yılında Bağdat caddesinde gerçekleşen tecavüz olayını hatırlayanlarınız vardır sanırım.

Doğma büyüme Kadıköylü biri olarak, Bağdat caddesinde böyle bir olayın olması hepimizi şok etmişti.

Zira hepimiz için orası güvenli bölge gibi görünüyordu.

O günden sonra bütün arkadaşlarımın çocuklarına” aman yolda kulaklıkla dolaşma, müzik dinleme” diye telkinlerde bulunmaya başlamıştım.

Çok saçma değil mi?

Ama gerçek…

Ve utanç verici…

Üzgünüm ama Türk erkeklerinin büyük bir kısmının gözü aç…

Kadınlarla ilgili sorunları var.

Bir yandan Cennet ayakların altında deyip kadınları kutsallaştırırken, diğer yandan kadınlara “yollu” demek için her fırsatı kolluyorlar.

Karadağ’da bile bir kafeye girdiğinizde “kim Türk kim Karadağlı ya da başka bir ülkeden” anında anlıyorsunuz.

Zira Türk erkeklerinin kadınlara bakışı iğrenç…

Aç ve yiyecek gibi bakıyorlar.

Bu bir genelleme mi?

Evet genelleme…

Lakin yabancı bir ülkeye adım atar atmaz, arabadaki şoföre “kadın nereden buluruz” diye soran, Avrupa’da gördükleri her kadını götürebilir gibi düşünen erkeklere maalesef ki “Türk erkekleri” deniyor.

Her yattığı kadını anlatan, iki yattık diye evlenecek değiliz diye afişe eden, erkek sohbetlerinde böbürlenmek için kadını meze edenler de bu adamlar…

Tiksinçler…

Etraf bu tiplerle dolu…

Ve artık kabul edelim, Türkiye’de kadınların yaşadıkları “KADIN MESELESİ” değil, tamamen “ERKEK MESELESİ”…

İstediklerinde bir gecede kanun değiştiren, lego yapar gibi istediklerini istedikleri yere devredenler koca koca ADAMLAR, nedense söz konusu kadınlar olunca hep bir duraksıyorlar.

Hep bir ağır kalıyorlar.

Yaşar Kemal’in dediği gibi “bu ülkede dört şey olmayacaksın; kadın, çocuk, ağaç, sokak hayvanı.”

Bana Türkiye’de yaşamakla Karadağ’da yaşamak arasındaki en net fark ne diye sorarsanız, hiç düşünmeden “bir kadın olarak kendimi güvende hissetmem” derim.

Sağımdan solumdan geçen adamlar yiyecek gibi bakmıyorlar mesela.

İstediğinizi giyin, kimse sizi rahatsız etmiyor.

Eve hangi saatte gidersem gideyim, artık sokaklarda korkarak yürümüyorum.

Dağ yolundan şehre yalnız başıma inebiliyorum.

Çocuklar okula servisle gitmiyor, yürüye yürüye arkadaşlarıyla gidiyorlar.

Dedim ya; güvende hissediyorum.

Ve böyle yaşamak paha biçilemez bir huzurmuş.

Ekonomik sebepleri falan, Türkiye’den bilmem kaç yıl geride olmasını, ve diğer her şeyi bir kenara bırakın, yaşamak için en önemli şey GÜVEN duygusu…

Gerisi fasa fiso…

2 Comments

  1. RECEP AKÇA 11 Aralık 2019
    • admin 13 Aralık 2019

Leave a Reply