Elveda İstanbul!!! Montenegro Bekle Beni!!!

montenegro'ya gitmek

Niye gidiyorum Montenegro ‘ya?

Cevap net, gerçekten bilmiyorum…

Hem çok nedenim var, hem de hiç nedenim yok gibi…

Aslında şöyle bir baktım da, yazdığım cümle, ilk bakışta biraz saçma görünüyor.

Ama evet, tam da duygum bu…

Doğduğum ülkeden gitmek için hem çok nedenim var, hem de hiç nedenim yok.

Zira ben 20 yıldır bu sürünceme içinde gidip geliyorum.

Yani 20 yıldır, kafam bozulup bozulup, hadi kızım git buralardan diyorum.

Sonra hep bir şeyler ayağıma pranga oluyor, takılıp kalıyorum olduğum yerde…

elveda istanbul

Garip…

İnsan gerçekten de doğduğu toprakla aile oluyor.

Yani benim için öyle.

Her gitmeye kalktığımda beni durduran da galiba bu duygu oldu.

Hani bazen ne yaşarsan yaşa, ne kadar kızarsan kız, ne kadar kendini zavallı hissedersen hisset, bir vazgeçememe, inatla çırpınma söz konusu olur ya, işte bende ki Türkiye’de böyle bir şey…

Ana gibi, baba gibi, aile gibi….

Arada kızarsın, söylenirsin ama onsuz da asla olamazsın ya…

Öyle işte…

Bu duyguyu bir türlü yönetemeyen ben, daha yirmili yaşların başında yurtdışından gelen iş tekliflerini bile elimin tersiyle ittim.

Pişman mıyım?

Evet.

Ama “olan en iyisidir” diyerek içimi serinletiyorum.

Zira en deli çağlarımdı…

İlk çalıştığım ulusal kanalda yöneticilerim bana “git kızım Amerika’ya, hem orada bizim muhabirliğimizi yaparsın hem de eğitimini tamamlarsın, biz de sana destek veririz” dediler.

Ama olmadı, yapamadım.

Peki beni bu topraklara en çok ne bağlıyor?

Galiba birinci sırada “anadilim” var.

Hele hele benim gibi yazan, ekmeğini kelimelerden çıkaran biri için, vatanı ile en büyük bağı gerçekten de anadili oluyor.

İngilizce biliyor muyum, evet biliyorum.

Dünyanın neresine gidersem gideyim, İngilizce bilmeyen yerlere bile, Tarzanca konusunda başarılı mıyım?

Şahaneyim…

Ama anadilimle ortalıkta cirit atma, kendimce küçük oyunlar oynama, dolayısıyla eğlenebilme, profesyonel olduğum alanda at koşturabilme özgürlüğümü elimden almış olacağım.

Evet, en büyük gidememe nedenim anadilim…

karadağ'a gidenler

Peki ne oldu da onca yıl sonra tek başıma “ÇATTTTTT” diye kafayı kırıp, kimilerinin Montenegro kimilerinin Karadağ dediği ülkeye geldim?

Tabi bir sürü birikmişlik söz konusu, oralara hiç girmeye gerek yok diye düşünüyorum.

Herkes genelde aynı cümleleri kuruyor nasılsa…

Ancak beni galiba en çok, bakmakla görmek arasındaki fark yordu Türkiye’de…

Yani aslında görmekten yoruldum da denilebilir.

Daha açık bir anlatımla söylemem gerekirse; Türkiye’de insanlar evrildi.

Artık herkes aynı şeyleri söylüyor, ama aslında herkes herkese şikayet ettiklerini yapıyor.

Ve her geçen gün “herkes orjininden uzaklaşıp,  kendi nefret ettiği kişiye daha bir yaklaşıyor.”

Bu durum beni zamanla daha da korkutmaya başladı.

Bende mi evriliyorum ve acaba farkında mı değilim diye kendi kendime sorar oldum.

Ve zamanla fark ettim ki; yaşamak için kendimi daha çok eve kapatmaya başlamışım.

montenegro b planı

İkinci nedenim içinse;  ülkede herkesin her şeyi bildiğini zannetmesi ve herkesin her şey olabileceğini düşünmesi diyebilirim.

İlişkiler, ilişkiler, ilişkiler…

Peki ya liyakat?

O ne ki?

Oysa emaneti “ehline bırakmayı ilke edinmek” bırakın bir ülkeyi kalkındırmayı, en ufak bir işte bile başarı kazanmanın tek yoludur.

Ama yok…

Olmuyor, becerilemiyor.

Hep ve illa ki ilişkiler.

20 yıldır yazıyorum.

İşim bu benim, hayatımı verdim.

Hem de çoğu zaman para kazanmadan.

Ödüller aldım.

Alkışlandım.

Ama hiç ilişki çarkına girmedim.

Ne avlandım, ne de birilerinin avı oldum.

Zira gördüm ki, strateji olarak “avcı olup, av görünmeyi başaranlar” Türkiye’de hep en güzel yerlere geliyorlar.

montenegro'da yaşam şartları

2018 yılının başlarında bir toplantıda, dekordan sorumlu bir kadın, kocasının kontenjanından aniden senaryo masasına oturuverdi.

Ve oturduğu gibi de bana “ama” diyerek başlayan sağlam bir ders vermeye çalıştı.

Cümlesini de “istesem yazar da olurum” diyerek bitirdi.

İşte o an galiba benim için son noktaydı…

Ben 20 yıldır yazıyorum, çalışıyorum, eğitimlere katılıyorum, hala “yazarım” derken on kere yutkunduğumdan, “yazarak geçimimi sağlıyorum” demeyi tercih ederim.

Ama kadının biri adeta tükürür gibi, senaryo masasında “ben istesem yazar da olurum” diyerek ders verebiliyor.

Buradaki “da” nın “dahi” anlamında kullanıldığını, yani mesleki melekelerinin, ego patlamasıyla ne kadar çok olduğunu iddia ettiğini, varın siz hayal edin.

Şöyle bir dünya ülkelerine bakın, liyakat yani yetenek en çok yatırım yapılan alandır.

Zira ülkeyi yetenekler kalkındırır.

Bu sadece sanat alanı için geçerli değildir.

En iyi elektrikçi, en iyi ahçı, en iyi veteriner, en iyi temizlikçi…

Bir ülkede liyakatın kıymet gördüğünü bilmek, o ülkenin vatandaşını “daha çok çalışmaya” teşvik eder.

Daha çok çalışmalıyım, daha çok başarmalıyım, daha çok kazanmalıyım.

Çalışırsam refah düzeyim artar.

Ama bizde tam tersi; kime yalakalık yapsam acaba, bu yüzyıl ilişkiler yüzyılı, ay onunla aramı sıkı tutayım, gün gelir işim düşer şeklinde yürüyor işler.

İnsanlar insanları dolar euro takip eder gibi, takip ediyor artık.

Değeri artanlar, kıymetli oluyor, değeri düşenlerse “out of order”.

Sonrası mı?

Dedim ya birikti birikti, sonunda da bir olay sırtıma tekmeyi vurup, “hadi yavrum artık sen git” dedi…

Ve buradayım…

Neden Montenegro diye sorarsanız, o da başka bir yazının konusu…

Cevabı aşağıda bulabilirsiniz.

Ya da onun sembolü.

Niye Karadağ, İşte Onu Ben Bile Bilmiyorum…

 

 

 

4 Comments

  1. Başay Okay 16 Mayıs 2019
    • admin 19 Mayıs 2019
  2. Kenan Sağanak 13 Haziran 2019
    • admin 13 Haziran 2019

Leave a Reply